İçeriğe geç
  • Dolar 49,3914 • %0,00
  • Euro 55,3664 ▼ %0,01
  • Sterlin 65,5266 ▼ %0,01
  • Gram Altın 6.601,18 ▼ %0,08
  • Çeyrek Altın 10.788,42 • %0,00
  • Gümüş 93,75 ▼ %0,24
  • Bitcoin 4.107.069 ▲ %1,60
  • BIST 100 12.250,68 ▲ %0,82

Futbol

A plus maçlardaki süper gerçekler

Öncelikli olarak üretim mekanizması üzerine bir işletme modeline sahip bir takımın yarattığı kadro bütünlüğünün geldiği nokta ve sağladığı avantajlar, sadece Galatasaray için değil, tüm takımlarımız için birer ibret vesikasıdır.

Millî takımın A kategorisinde oynadığı maçlarda ortaya çıkan gerçeklerle, yabancı oyunculardan oluşmasına rağmen Galatasaray'ın oynadığı Barcelona maçı da bu eşleşme açısından çok kıymetliydi.

Öncelikli olarak üretim mekanizması üzerine bir işletme modeline sahip bir takımın yarattığı kadro bütünlüğünün geldiği nokta ve sağladığı avantajlar, sadece Galatasaray için değil, tüm takımlarımız için birer ibret vesikasıdır.

Cubarsí, Martín, Pedri, Bernal, Gavi ve Yamal'ın altyapıdan yetişip A takım seviyesine gelmelerinin ve ilk 11 oyuncusu olmalarının yanında, millî takıma ve kulüp takımlarına katkıları sadece başarı odaklı kalmadı. Bu altı oyuncu, bonservis değerleri olarak toplamda 575 milyon avroluk muazzam bir değer yarattı.

Esas önemlisi, bu oyuncuların 17 yaşında A takım seviyesine geldiklerinde tüm temel eğitim evresini geçmiş ve tüm temel becerileri kazanmış olmalarıdır. O yüzden millî takımın ve kendi A takımlarının direkt oyuncuları olabilmektedirler. Tabii ki yetenekleri var; ancak aldıkları eğitim, sistematik taktiksel oyun bütünlüğünün birer parçası olmalarını sağlarken disiplini ve sisteme sadakati de beraberinde getiriyor. Aynı zamanda kendi özgür oyun alanlarının neresi olduğunu da çok iyi biliyorlar.

Bu durum Galatasaray'da Barış ve Yunus ile kıyaslandığında, oldukça belirginleşen sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.

Flick ise Cruyff'un yarattığı bu kurgunun ve oyun felsefesinin uygulayıcısı olarak takıma adeta yeni bir sürüm yükledi. Bunu kendi prensipleriyle entegre ederek farkını ortaya koydu. Başarıları zaten tesadüf değil…

Okan Buruk ile kıyaslamak ise doğru olmaz. Dört yıldır şampiyon olan bir takımın hâlâ sadece oyuncu yetenekleri üzerinden sonuca gitmeye çalışması ve ne oynayacağının belli olmaması sıkıntılı bir durumdur.

Maçın kırılma noktasının merkez orta alan ile Yamal'ın kanadı olacağı belliyken; orta alanda gol atmasına rağmen maça Batrakov ile başlanması, skorun 3-2'ye gelmesine ve tüm üstünlüğün Barcelona'ya geçmesine neden olan kötü bir tercihti. Bu hamle maçın kırılmasına ve ikinci yarıda Galatasaray'ın çözülmesine yol açtı. Bu seviyedeki maçlarda Sané'nin kullanılması ve özellikle bu maça hazırlanması önemli bir ayrıntıydı. Sané, bu maçların nasıl oynanması gerektiğini bilen bir oyuncu, ancak psikolojik yönü de ağır basıyor… Eğer onu alıp kadroda tutuyorsan, faydalanmak için yapılması gerekenleri uygulamak zorundasın. Oyuncuyu yok saymak, hemen kolaya kaçıp başka bir ismi kullanmak istemek işin kolayına kaçmaktır. Okan Buruk bu konuda çok sorunlu bir yönetim sergiliyor.

Bu seviyedeki takımlarla oynamanın önceliği; 90 dakikayı her ayrıntısıyla planlamak ve her dakikanın nasıl oynanacağını önceden tasarlamaktır. Çünkü rakibin ne oynayacağı belli ve nasıl oynayacağı zaten biliniyor. Bu noktada Galatasaray'ın ne oynayacağı, rakibi nerede ve nasıl durduracağı ve kendi avantajlarını nasıl kullanacağı konusundaki tüm koşulların sağlanması şarttı.

Her maçta olduğu gibi, oyuncu değişikliklerindeki hatalar ve yanlış tercihler, adeta sonucu tayin edercesine belirgin bir hissiyat vermeye devam ediyor.

Hem takımlar olarak oyun bütünlüğü açısından, hem oyuncuların bireysel performanslarının değerlendirilmesi açısından, hem de antrenörlerin kulübedeki yaptırım güçleri açısından bu seviyedeki maçlar çok kıymetli müsabakalardır.

Dikkat ettiyseniz, Barcelona 4-6-0 oynuyor; aynı İspanya millî takımı gibi… Klasik bir santrfor oyununa ihtiyaç duymadan oynayabiliyorlar. Eğer kendi oyun şablonu için gerçekten gerekli olan bir santrfor bulabilseydi —ki Álvarez bunlardan biriydi— hiç düşünmeden alıp oynatırdı. Ancak oyun şablonuna uymayacak birini transfer etmek yerine, elindeki kadronun oynayabileceği en iyi oyunu bularak devam etmesi, takım bütünlüğünün sağlanması ve bozulmaması açısından çok önemlidir. Hani zaman zaman Millî Takım için bağırarak santrfor arayanlar oluyor ya; işte bunun aslında neye karşılık geldiğini hatırlatmak açısından bu değerlendirmeyi yaptım.

Tabii ki İspanya'da futbol bir amaçtır; bizdeki gibi sadece bir araç değildir. Bu sayede küresel ölçekte rekabet edebilmenin tüm koşullarını sağlıyorlar. Yarışmacı ve yetiştirici bir stratejinin eş zamanlı belirlenmesi, onların Dünya Kupası'nı kazanmasının temel anahtarıdır. Oyuncularının büyük kısmının kendi ülkelerinde oynaması, altyapılarından yetişenlerin yanında diğer üst seviye liglere transfer olarak fark yaratmaları, neyi doğru yaptıklarının en net kanıtıdır.

İşin başındaki insanların bir yerlerden icazet almadan, kendi liyakatleri çerçevesinde hak ettikleri yerlere gelerek bir üretim üzerine emek vermeleri en temel şarttır ve bu durum, bize kıyasla onlara oldukça büyük bir ayrıcalık tanımaktadır. Hatta bu, bizim için ibretlik bir durumdur…

Boşuna hayaller kurmayalım; diğer takımlarımızın da A klas takımlarla yapacakları maçların senaryosu bundan farklı olmayacaktır.

İyi ki bu seviye maçlarını oynuyoruz!

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…