İçeriğe geç
  • Dolar 49,3358
  • Euro 55,2068
  • Sterlin 65,4274
  • Bitcoin 4.104.100 ▼ %0,19

Gündem

Rejime teslim olmayan halk yeni bir siyaset arayışında: Göndermekte kararlıyız

İSTANPOL'ün "Türkiye'de Demokrasiye Yönelik Algı ve Yaklaşımlar" raporu halkın rejime karşı teslim olmadığını gözler önüne serdi. Ancak yurttaş mevcut düzenin siyaset ve temsil mekanizmaları tarafından yalnızlığa mahkûm ediliyor. Araştırmaya göre muhalefet bloku halkın taleplerini taşıyamayacak bir noktada duruyor. Ancak halkın geniş kesimleri, Saray yönetim

Politika Servisi

İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü'nün (İSTANPOL) "Türkiye'de Demokrasiye Yönelik Algı ve Yaklaşımlar" raporu, Türkiye toplumunun siyasal haritasını ve rejimle kurduğu ilişkiyi gözler önüne serdi.

Raporda ortaya konuşan veriler, rejimin yıllardır sürdürdüğü baskı ve kutuplaştırma politikalarına rağmen toplumun demokrasi fikrini sahiplendiğini, mevcut sistemden de umudunu kestiğini kanıtlıyor.

Ancak ortaya çıkan tabloda rejimi yenme iradesini ortaya koyan halk, siyaset sahnesinden dışlandığının da farkında. Adalete güvenin kalmadığı, krizin olanca yükünün yurttaşa kesildiği, rejimin baskı politikalarını genişlettiği şartlarda yurttaş rejime karşı mücadele iradesini de koruyor. Araştırma gösterdi ki muhalefetin bu duruma cevap veremediği koşullarda halk bireysel tepkilere, örgütsüzlüğe ve umutsuzluğa sürükleniyor. Bu koşullara rağmen toplumun geniş kesimleri değişim inancını korurken farklı bir siyaset arayışını da sürdürüyor. 

EKONOMİK KRİZ ARAÇSALLAŞTIRILIYOR

Rapor, Saray yönetiminin uyguladığı derin yoksullaştırma politikalarının, demokrasi algısındaki yarattığı sınıfsal yarılmayı da açığa çıkartıyor. Üst gelir grubunda demokrasiye verilen destek % 83,3'e kadar çıkarken bu grupta hak ve özgürlükler ön planda yer alıyor. Geçim krizinin pençesindeki alt gelir grubunda ise demokrasiye koşulsuz destek %40,4'e gerilerken bu kesimlerin %59,6'sı "düzen ve istikrarı" öne çıkarıyor.

Neoliberal yıkımın ve ekonomik krizin emekçileri güvencesizleştirdiği koşullarda ortaya konan bu veriler kriz ortamında hayatta kalma arzusu ile güvenlik kaygısının, özgürlük taleplerinin önüne geçecek şekilde rejimin lehine araçsallaştırdığının kanıtı olarak ortaya çıkıyor. 

BU DÜZENDE DEMOKRASİ İŞLEMİYOR

Araştırmaya göre demokrasiye desteğe rağmen, Türkiye'de demokrasinin işleyişine ilişkin değerlendirmelerde ise daha olumsuz bir tablo var. Katılımcıların yüzde 44,8'i demokrasinin Türkiye'de pek işlemediğini veya hiç işlemediğini düşünüyor. Demokrasinin tamamen ya da büyük ölçüde işlediğini belirtenlerin oranı yüzde 24,6'da kalırken, yüzde 30,6'lık kesim demokrasinin kısmen işlediği görüşünü dile getiriyor. Araştırma, hukuk önünde eşitlik ve hak arama konusunda da halkın güveninin kalmadığını gösterdi. Katılımcıların yüzde 43,3'ü Türkiye'de demokrasinin herkes için eşit işlemediğini düşünürken yasaların herkese eşit uygulandığı görüşüne katılanların oranı yüzde 22,8'de kaldı.

Hak arama süreçlerinde kişinin kimliğinin, siyasi görüşünün veya sosyal çevresinin etkili olduğunu düşünenlerin oranı ise yüzde 45,1'e ulaştı. Bir haksızlıkla karşılaştığında hakkını aramanın sonuç vereceğine inananların oranı ise yüzde 26,2'de kalıyor. Devlet kurumlarıyla temas sırasında toplumu en çok rahatsız eden durum da kuralların herkese eşit uygulanmaması olarak öne çıktı. Katılımcıların yüzde 44,1'i bu durumu temel sorunlardan biri olarak gösterdi.

SARAY'IN BASKISI KABUL GÖRMÜYOR

Öte yandan araştırmada güvenlik, yerel yönetimlerin yetkileri ve sosyal medya denetimi gibi konulardaki tutumlar da incelendi. Güvenlik gerekçesiyle protesto alanlarının sınırlandırılmasını kabul edilemez bulanların oranı yüzde 39,4 olarak belirlendi. Yerel yönetimlerin yetkilerinin azaltılmasına karşı çıkanların oranı ise yüzde 38,8 düzeyinde.

Yanlış bilgiyle mücadele gerekçesiyle sosyal medyada daha sıkı denetim uygulanması, incelenen uygulamalar arasında en fazla itiraz gören başlık olarak öne çıkarken katılımcıların yüzde 48,6'sı bu tür denetimleri kabul edilemez buluyor. Yeni seçmenlerde bu oran yüzde 75'e yükseliyor.

Araştırma kapsamında katılımcılara çeşitli kurgusal adaletsizlik senaryoları da sunuldu. Kamu televizyonlarında siyasi partilere eşitsiz süre ayrılması, katılımcıların yüzde 54,3'ü tarafından adaletsiz bulunurken toplanma hakkının farklı gruplara farklı biçimlerde uygulanmasını adaletsiz görenlerin oranı yüzde 53,8 olarak kaydedildi.

Buna karşın, hak ihlalleri karşısında harekete geçme isteği aynı ölçüde güçlü çıkmadı. Araştırmada, senaryolara bağlı olarak katılımcıların yaklaşık yüzde 28-31'i böyle bir durumla karşılaştığında hiçbir şey yapmayacağını belirtti.

'SONUÇ ALINMAZ' DUYGUSU HAKİM

Eylemsizliğin gerekçeleri arasında sonuç alınamayacağı düşüncesi yüzde 34-35 ile ilk sırada yer alırken bir şey yapmanın değmeyeceğini veya sürecin yorucu olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 25-26 olarak ölçüldü. Harekete geçmeyi riskli bulanların oranı ise yüzde 20-22 aralığında yer aldı.

Toplumda rejime karşı itirazların bu derecede açığa çıktığı koşullarda harekete geçmeme hali şüphesiz yenilgiyi kabulleniş anlamına gelmiyor. Kurumsal mekanizmaların anlamını yitirmesi, muhalefetin kitlesel bir mücadele hattını hayata geçirememesi ya da siyasetin düzen içerisinde tutulması gibi sebepler halkın örgütlü hareket etme durumunu doğrudan etkiliyor.  Hak arama yollarının tıkandığını düşünen toplumun geniş kesimleri, alternatif bir siyaset hattının örülememesi durumunda tepkilerini bireysel olarak açığa çıkartabiliyor. 

HALK SİYASETEN TEMSİL EDİLMİYOR

Araştırmanın en can alıcı taraflarından birisini de bu örgütsüzlük hali oluşturuyor. Rapora göre halkın siyasi temsil mekanizmalarına ilişkin değerlendirmelerinde ciddi bir makas farkı var. Katılımcıların yüzde 39,8'i kendisini az ya da hiç temsil edilmemiş hissederken, tamamen veya çok temsil edildiğini düşünenlerin oranı yüzde 27,7 olarak ölçüldü. Türkiye Büyük Millet Meclisi, yerel yönetimler, siyasi partiler, muhalefet ve sivil toplum kuruluşlarının hiçbiri katılımcıların çoğunluğu tarafından güçlü bir temsil kanalı olarak değerlendirilmedi.

Toplumun geniş kesimleri mevcut kurumsal yapılar içinde seslerinin duyulmadığını ve çıkarlarının yeterince savunulmadığını düşünürken ortaya çıkan bu tablo yurttaş ile siyaset kurumu arasındaki bağların zayıfladığını ve demokrasinin en temel dayanaklarından biri olan temsil mekanizmasının işlevsizleştiğini açıkça gözler önüne seriyor. Halkın kendini siyasetin öznesi hissetmediği koşullarda başka bir siyaset anlayışının ihtiyacı da ortaya çıkıyor.

5 KİŞİDEN 4'Ü SANDIĞA GÜVENMİYOR

Araştırma, seçimlerin adilliğine ve siyasi rekabete ilişkin önemli kaygılar bulunduğunu gösterdi. Türkiye'de seçimlerin tamamen adil ve eşit koşullarda gerçekleştiğini düşünenlerin oranı yüzde 19,1'de kalıyor. Katılımcıların toplam yüzde 61,2'si ise seçimlerde adalet veya rekabet sorunu bulunduğunu ifade ediyor.

Gelecek seçimlerin daha adil olacağını bekleyenlerin oranı yüzde 18,8 olarak ölçülürken katılımcıların çoğunluğu mevcut koşulların devam edeceğini veya daha kötüye gideceğini öngörüyor. Bununla birlikte, seçimlerin siyasi değişim yaratma kapasitesine ilişkin inanç tamamen ortadan kalkmış değil. Katılımcıların yüzde 47,2'si seçimlerin değişim sağlayabileceğini düşünüyor. Bu kesimin yüzde 19,5'i seçimlerin gerçek bir değişim yaratabileceğine inanırken, yüzde 27,7'si değişimin sınırlı kalacağını öngörüyor. Ortaya konan bu veriler de rejim ne kadar otoriterleşirse otoriterleşsin, toplumun değişim umudunu koruduğunu gösterirken halkın kararlı olduğunu da ortaya koyuyor.

MUHALEFET BLOKUNA DERS NİTELİĞİNDE

Araştırmada ortaya koyulan tüm veriler de gösteriyor ki halkın geniş kesimleri rejimi değiştirme iradesini ortaya koyarken otoriter rejimin uygulamaları karşısında da teslim olmuş değil. Ortadaki tablo da açığa çıkan en büyük çıktı muhalefete ders niteliğinde. Yaratılan güvensizlik, örgütsüzlük ve yılgınlık ortamında kendini siyasetin öznesi hissedemeyen yurttaşların başka bir siyaset arayışını sürdürdüğü ortada.

Halkın bu arayışı karşısında "sonuç alınabileceğini" hissettirecek, hak arama yollarını açacak ve yoksulluk ile baskı arasındaki sınıfsal denklemi çözebilecek birleşik ve cesaretli bir muhalefet hattı bugünün en acil ihtiyacı.

∗∗∗

DEĞİŞİMİ MÜMKÜN KILACAK HAT KURULMALI

İstanpol Direktörü, Siyaset Bilimci Dr. Edgar Şar:

"Çalışmanın demokrasi algısını ölçtüğü pek çok sütunda ortak ve tutarlı bir örüntüye ulaşıyoruz. İnsanlar demokrasiye inanıyorlar. Demokrasinin gerektirdiği temsile, denge-kontrol mekanizmalarına, kurumsallaşmaya ve hak-özgürlük temelli bir sisteme normatif olarak inançları tam. Ama Türkiye'de demokrasinin bu şekilde işlediğine ve işleyebileceğine dair inançları yok denecek kadar az. Bu durum, bütün toplumda karşımıza çıkan ortak bir düşünce. Muhalefet ve iktidar seçmeni parti kırılmalarına baktığımızda bu konuda pek ayrışmıyor. İki kesim de hem demokrasiye inanma konusunda hem de Türkiye'de demokrasinin işlemediği hususunda ortaklaşıyor.

Rejim açısından baktığımızda tablo net. Türkiye çok uzun zamandır bir demokratik erozyon yaşıyor ve son yıllarda ülke, demokratik rejimin en minimum kriterlerini dahi sağlamayacak bir noktaya sürüklendi. Seçmen bunu gayet net algılıyor ve fark ediyor. Bu durum, mevcut rejimin istenen ideal düzenden ne kadar uzak olduğunun seçmenin gözünden kaçmadığını bize açıkça gösteriyor.

Muhalefet açısından baktığımızda ise araştırma sonuçları muhalefetin tespitleriyle örtüşüyor. Fakat insanların demokratik bir geleceğe inançları ve temsil edilme kabiliyetleri açısından ele aldığımızda, sonuçlar muhalefete çok yüksek bir karne vermiyor. Özellikle son dönemde insanların sandığın yaratabileceği bir değişime olan inançlarının azaldığını varsayarsak, muhalefetin burada yapması gereken, bu kötü karneyi düzeltecek adımlar atmak ve değişimi tekrardan mümkün kılacaklarına dair toplumsal inancı yükseltmek olmalıdır. İnsanlar bütün bunların faturasını tamamen muhalefete kesmiyorlar belki ama araştırma, muhalif seçmenin bile muhalefetin temsil gücüne göz doldurucu şekilde inanmadığını açıkça ortaya koyuyor. Sonuç itibarıyla siyasi aktörlere ve siyasete olan inanç genel olarak azalmış durumda ve bu karne iktidara olduğu kadar muhalefete de yazılıyor."

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…