İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.084.189 ▲ %0,25
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Gündem

Güneşi ararken...

"Bugün pazar. Bugün bizi ilk kez güneşe çıkardılar." Güneşi göremiyoruz ki güneşe çıkalım. Ülkenin üzerine çöken karanlıkla boğuşuyoruz.

Dün cumartesi. Gazetemizdeki haberleri, köşe yazılarını okuyorum. En çarpıcı köşe Murat Ağırel'inki. Minicik çerçevenin içinde şu sözler yazılı: "Gazetemizin yazarı Murat Ağırel fon soruşturması kapsamında ifade verdiği için bugünkü yazısını kaleme alamamıştır."

Korkutulmaya çalışılanlar, halkı soyanlar değil; soygunu aydınlatmaya çalışanlar. Sahi güneş nerede?

***

Eylül ayında 8 çocuk işçi çalışırken öldü. İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi'nin raporuna göre, eylülde ülkemde en az 226 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. 8'i çocuktu! 2026'nın ilk dokuz ayında iş cinayetlerinde ölen işçi sayısı ise 1736. Sahi güneş nerede?

***

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'na göre, eylül ayında 28 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 19 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. 14 çocuk ölümü "şüpheli" olarak basına yansıdı. Kadın cinayetleri oranı bir önceki aya göre yüzde 21 arttı. 2026'nın ilk dokuz ayında toplam 222 kadın erkek şiddeti sonucu öldürüldü. Sahi güneş nerede?

IŞIĞI SÖNDÜRMEMEK İÇİN

Bu haberleri okuduktan sonra insan ne yapar? Öfkelenir. İsyan eder. Utanır. Acı çeker. Kimi zaman çaresizliğe kapılır. Ben kitaplara sığınıyorum. Hayır, gerçeklerden kaçmak için değil. Tam tersine, gerçeklere daha sıkı sarılabilmek için. İnsan kalabilmek için. Unutmamak için. Umudu tüketmemek için.

Çünkü biliyorum, karanlığın en büyük zaferi yalnızca ışığı söndürmek değildir. İnsanın içindeki ışığı da söndürmektir. Bizi acıya alıştırmak, haksızlığı kanıksatmak, ölümleri sayılara indirgemek, vicdanımızı uyuşturmaktır.

İşte buna izin vermemek için edebiyata, şiire ihtiyacımız var. Sanata ihtiyacımız var. Günlerdir iki kitap kucağımdan düşmüyor. İki ayrı ses, iki ayrı dünya. Ama benim için aynı karanlığa karşı iki ışık.

Resim Defteri

Biri sevgili Sennur Sezer'in "Resim Defteri". (Vapur Yayınları) Yayına hazırlayan Sertaç Çelik. İsa Çelik ve Kadir İncesu'nun fotoğraflarıyla belgeleniyor.

Sennur Sezer (1943-2015): Emeği, alın terini, kadınların direncini, çocukların dünyasını, hayatın en küçük ayrıntılarındaki büyük insanlık gerçeğini yıllar boyu bize şiirleriyle yansıtan bu kahraman cengaverin, 1972-78'de gazetemizde sanat yazıları yazdığını bilir miydiniz? O dönem ülkemin kültürel birikimiyle toplumsal çalkantılarının iç içe geçtiği dönemdi.

İşte canım arkadaşımın "Resim Defteri" o yazılardan oluşuyor. Nuri İyem'den Cihat Burak'a , Aliye Berger'den Canan Coker'e bizi bir yolculuğa çıkarırken sanatçıların sosyal güvensizliğini, geçim kaygısını, sanatın başına gelen rezillikleri, dönemin sanat, siyaset ve kamu ilişkisini sorguluyor. Ve elbet her yazısına şiiri katıyor. Kitap, bir derlemeden çok, Serdar Çelik'in deyişiyle "Bir bellek çalışması, bir kültürel arşiv ve Sennur Sezer'in çağrısıdır: Sanat, topluma sırtını dönmeden, halktan ve hakikatten kopmadan da var olabilir."

Başta Adnan Özyalçıner olmak üzere, kitaba emeği geçenleri kutlarım.

KIPKIRMIZIL

Hasan Erkul'un "Kıpkırmızıl" kitabına gelince: (Sancı Yayınları) Kırmızı, ve kızılötesi şiirlerden oluşuyor. Aşkın rengi. Tutkunun rengi. Öfkenin, isyanın, başkaldırının rengi. Aynı zamanda kanın, acının, yaranın rengi. Ve yaşamın rengi!

Karanlığa inat, siyaha inat, renksizliğe inat kıpkırmızıl! (Kendi icadı bir sözcük) Meydan okuma, daha kitabın adından başlıyor. Öyle bir çırpıda değil, her sözcüğün üzerinde dura dura, her dizeyi sindire sindire, altını çize çize okumanız gerek. Okurun da çabasını, emeğini isteyen şiirler.

Şiirin mucizesi bu: Çağın çelişkilerine ve mücadelesine tanıklık ederken aynı renkte acıyı ve sevinci, hem yıkımı hem yaratmayı hem ölümü hem yaşamı buluşturabilmesi...

Bakmayın "Kıpkırmızıl/ ölebilme olasılığı içinde olabilmeyi arıyorum;/ taşım kırmızı olsun, yazım kara... ışısın sonuçta! iskele alabanda" dediğine; umudu diri tutuyor: Çocuklara, gençlere "Denize âşık olmayı unutmasınlar" öğüdünü veriyor: "Onlara bir toplum vermeli,/ yağmur çiselerken, saksıları güneşe çıkarsınlar; mutlu bir ıslık çalsınlar, denize âşık olmayı unutmasınlar..." Öyleyse haydi asılın küreklere!

Güneş yalnızca gökyüzünde değil. Bir şiirin dizesinde. Bir resmin renginde. Bir çocuğun gülüşünde. Bir kadının başkaldırısında. Bir gazetecinin susmayı reddedişinde. Ve bütün bunları savunmak için yan yana gelen insanların yüreğinde. Güneşi göremiyorsak karanlığa alışmayacağız. Güneşi göstermiyorlarsa birbirimize ışık olacağız.

Karanlığa inat, güneşli günlere!

Kaynak: Cumhuriyet

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…